EFES MİMAS YOLU BULUŞMASI

Mayıs 2016'daki Likya Yolu buluşmasından sonraki ikinci buluşmamız.
Haftaya 03-04 Aralık'ta Efes-Mimas Yolu'nu da adımlamaya başlıyoruz. Fakat bu sefer likyayolu.org sayesinde daha büyümüş grup olarak.
Cuma gecesi ana grup olarak İstanbul'dan yola çıkıyor, diğer şehirlerden yola çıkacak arkadaşlarla Belevi/İzmir'de Cumartesi sabah buluşup Belevi-Şirince, Pazar günü Şirince-Çamlık-Meryem Ana-Efes parkurlarını yürüyerek yollarına ayak izlerimizi bırakıyoruz.
Kırmızı-Beyaz işaretlerin buluşmamıza vesile olduğu, amacımızın birlikte birşeyler yapmak olduğu buluşma...
yuruyusyollari.com'un sadece içeriği değil oluşturduğu dostluk ve arkadaşlık da büyüyor.

GATHERING ON EFES MIMAS TRAIL

This our second occasion after our Lycian Way gathering in May 2016.
We're now on our way to hike Efes-Mimas Trail (Izmir) next week on 03-04 December. Thanks to lycianway.org and hikeinturkey.com , made our group, friendships grew day by day.
Next week on Friday night our coach will take us to Belevi , first day on Saturday Belevi-Sirince, then last day on Sunday Sirince-Camlik-House of Virgin Mary-Ephesus paths will be hiked.
Thanks again to Red&White waymarks made these occasions happen and grow a huge friendship.

YUKARIDAKİ DUYURU SONRASI ORGANİZE OLUP 02 ARALIK CUMA AKŞAMI İSTANBUL'DAN YOLA ÇIKTIK.



BİRİNCİ GÜN - 03 ARALIK 2016 Cumartesi



BELEVİ-MOZELIUM-ŞİRİNCE 17 km.
Başlangıç: 09:00
Bitiş: 16:00


02 Aralık Cuma akşamı İstanbul’dan yola çıkıp 03 Aralık Cumartesi sabahı İzmir/Selçuk’a bağlı Belevi kasabasına ulaştık.

Önceliğimiz keşif değil, arkadaşlık ve dostluğun kurulduğu sosyal dünya üzerinde birbirimizi tanıyıp ortak birşeyler yaşayarak yol hikayemizi hepbirlikte, ortak deneyimlerle yazabilmekti.

Yol aynı olsa da herkesin yol hikayesi farklıdır. Bu sadece bizimkisi ama ortak noktalarımız yok değil. Bastığımız toprak aynı, yediğimiz kocayemiş (dağ çilekleri), ciğerlerimize çektiğimiz hava aynı ama hikayeler hep farklı.

Beraber keşfedecektik bugüne kadar yürümediğimiz yolları. Beraber kaybolup, beraber bulacaktık yolumuzu.

Facebook’ta salt “beğen” veya “paylaş” tuşlarına basmak, instagram’da “takipçi” olmaktan öte bir durum insanların birbirini yüzyüze tanıması. Sosyal dünyanın her yanımızı sardığı bu zamanlarda belki de sık olarak yapamadığımız, üşendiğimiz, unutulmaya başlamış birşey yüzyüze tanışmak. Katılanların ortak “doğa sevgisi” paydasında buluştuğu bir etkinlikti bizimkisi.

Daha önce görüşenler birbirlerini tekrar gördüklerinde sarılırken ilk buluşanlarda o ilk çekingenlik var. Fakat adımlar atıldıkça, dağlarda, bayırlarda molalar verildikçe, yemeklerimiz, sularımız paylaşıldıkça herkes kaynaşıyor, espiriler içiçe geçmeye başlıyor...

Cumartesi sabahı Belevi’nde buluşuyoruz. 26 kişilik grubumuza İzmir’den 8 kişilik bir grup ve Manisa’dan bir baba-oğul katılıyor. Baba-oğul diyerek geçmiş olmayalım. Bizlerle kıyaslandığında yaşça çok daha küçük Yaman’ı kamplı olarak yürüdüğü Likya Yolu’nda 2016 ilkbaharında tanımıştık.

Belevi’ndan saat 09:00’da yola çıkıyoruz. Genel olarak traktör yollarını takip ederek geniş Tire Ovası’nın görülebildiği Mozelium’a ulaşıyoruz.

Bu Mozelium (anıt mezar) Anadolu’nun en büyük anıt mezarlarından birisi olam özelliği taşıyor. İskender İmparatorluğu’nun dağılması ile bölgede kurulmuş Seleukos İmparatorluğu kralı Antiokhos II’nin mezarı olduğu düşünülmektedir. 29x29 metre tam bir kare platform üzerine oturmuş bu anıt mezarın yüksekliği yaklaşık 11 metre.

Mozelium sonrası zeytinlikler arasından tırmanışımız devam ediyor. Zeytin sezonunun son hasadını toplamak üzere zeytinliklerine gelen köylüler ile yürüdükçe selamlaşıyor, ağaçlarda kararmış son mahsulleri inceliyoruz.

Yaklaşık 300 metre seviyelerinde bir çam ormanına girerek tepenin arka yamacına geçiyoruz.

Ekip yola çıkmak üzere hazır. Belevi meydanı.


Biz Şirince yönüne doğru yürüyeceğiz.
Keçi Kalesi daha kısa ve alternatif bir parkur.


Hazırlığımız tamam yola çıkıyoruz.


Belevi içerisinden yürüyoruz.
Güneş halen tepelerin ardında.


Nereye bakıyor bu adamlar?


Zeytinlikler içerisinden Mozelium'a doğru ilerliyoruz.


Yollar bu şekilde. Bir traktör geçecek kadar.


Zeytin'e doğru giden araçlara yol veriyoruz.
Araç trafiği yaya trafiğinden daha çok.


Son hasat toplanıyor.
Ağaçtakilerin neredeyse hepsi siyah zeytin olmuş. 


Mozelium'a yaklaştıkça Tire Ovası'nı görmeye başlıyoruz.


Yürüyüşümüze Manisa'dan katılan Reha Taşçıoğlu ve oğlu Yaman.
Bize katıldıkları için çok teşekkürler.


Mozelium'un bulunduğu tepe ileride görülüyor.


Mozeleum'un 29x29 metrelik platformundan bir detay.
Harika bir işçiliği var.


Zeytinler toplanmaya devam ediyor.


Belevi Göleti. Tire Ovası'nın batı tarafında kalıyor.


Selçuk'tan Tire/Ödemiş'e doğru giden yol.
Güneş parlamaya başlıyor.


Mozelium sonrası işaretli patikalardan yürümeye
devam ediyoruz. İşaretlemeler oldukça iyi.


Patikalardan toprak yollara bağlanıyoruz.

Parkur genel olarak Likya’ya göre çok daha kolay ancak iniş çıkışlar fazla. Bu sebeple kolay olabileceğini düşünerek yola koyulmamak lazım.

Belevi’ni tepeden görmeye gelen arka yamaçta verdiğimiz, Altuğ’un teşekkür konuşmasının da olduğu, kısa bir toplu mola sonrasında zeytinlikten biraz daha aşağıdaki köy yoluna ulaşıyor, köy yolundan yeniden patikalara giriyoruz ve bugünün en yüksek noktası olan 510 metre seviyelerine yeniden zeytin ağaçları arasından ulaşıyoruz.

Yemek molamızı Şirince’ye inişe başlamadan tepe noktada saat 14:00’te veriyoruz.

Molada dinlenirken yol yorgunluğunun da üzerimizde belirmeye başladığı birçoğumuzdan anlaşılıyor. Gece boyunca yapılan minibüs yolculuğu sonrasında yürüyüşe başlayıp yorulmak çok normal.

Mola sonrası Şirince’ye inişimiz genelde geniş toprak köy yolu üzerinden oluyor. İniş sırasında zaman zaman zeytinliklere de giriyoruz. İşaretlerin yolu bypass etmesi iyi de oluyor çünkü uzun yol yürüyüşlerinde yoldan yürümek bir süre sonra monotonluk hissi uyandırıyor.

Yol boyunca ağaçlardan yaptığımız mandalina takviyesi çok da iyi geliyor. Bunu da ayrı bir satırbaşı yaparak belirtmiş olalım.

Saat 16:00’da 17 km.lik ilk gün yürüyüşümüz Şirince’de son buluyor. Planladığımızdan yarım saat daha geç ulaşıyoruz Şirince’ye. Bunun  aslında iki sebebi var. Birisi grubun kalabalık olması diğeri de kitap ve yol tabelalarında yazan 15 km.nin aslında 17 km. olması. Sadece bizim GPS değil herkesin GPS’i 17 km civarında bir ölçüm yapıyor. Yanılma payımız yok gibi.


Görünmeztepe sırtlarında yürüyoruz.
Belevi uzun bir süre görüş alanımızda kalıyor.


Zaman zaman sert çıkışlar yapılabiliyor.


Çıkışımız devam ediyor. Bu kısımda yürüdüğümüz
zemin kum gibi olunca yorucu bir çıkış oluyor.


Tırmandıkça Belevi Göleti'ne kuşbakışı bakmaya başlıyoruz.


Yollardan patikalara girdiğimiz bir bölüm


Patikalar bizi bir çamlığın içerisine çıkartıyor.
Kısa bir süre sonra arka sırtta bulunan zeytinliklere ineceğiz.


Ekipte tek GPS kullanan biz değiliz.
Özer kendi GPS'i ile yolu kontrol ederken,
cep telefonunda çalışan Wikiloc uygulamaları da var.


Çamlık içerisinden aşağıda Belevi'ni görüyoruz.


Çamlığın arkasına geçtiğimizde yeni patikalara
doğru giriyor, Belevi'ni arkamıza alıyoruz.


Bu kısımlar Belevi'ni en son gördüğümüz yerler.


Mola vermeden yürümeye devam ediyoruz.


Fotoğrafta patika belli olmuyor gibi
görünse de işaretler ve patikalar oldukça belirgin.


Ruhu genç Cüneyt Abi yürüyüş boyunca
tempoya gayet güzel ayak uydurdu. 


Geniş zigzaglar çizerek sırttan aşağıya doğru iniyoruz.


Sabahın pusu karşı tepelerden halen kalkmamış durumda.
Güneş etkisini yavaş yavaş gösteriyor.


Yamaçtan yürüyüşümüz devam ediyor.


Bugün kalın giysilerle yürürken,
yazın buraların sıcaktan kavrulduğunu hayal etmek zor oluyor.


Bu yamaçta ilk toplu molamızı veriyoruz.


Yamaçtan dik bir iniş yaparak aşağıdaki yola doğru iniyoruz.


Zeytinlik içerisindeki yola inerek
geniş köy içi yola doğru ilerliyoruz.


Her yanımız zeytin ağaçları ile çevrili. 


Zeytin ağaçları gölgesinden ilerlerken
herkesin keyfi yerinde gibi gözüküyor.


İlerleyen zamanda karşıda görünen
tepelere doğru çıkış yapacağız.


Cüneyt Abi şans eseri uzun zamandır görmediği
dalış arkadaşı Necip'i yakalamış. Koyu sohbet devam ediyor. 


Yaman yükünü babasına vermiş rahat rahat yürüyor.
Büyüyünce bu rahatlığı bulamayacak tabii.
Gün onun günü.


Çıkışa devam.


Belevi aşağıda kalıyor.
Birazdan gözden kaybolacak.

Facebook'tan birbirimizi tanıdıktan sonra yüzyüze
karşılaşınca sohbet edecek çok konu oluyor.
Sohbet etmek gibisi yok.

Aştığımız tepeler bu konumdan daha belirgin görülebiliyor.


Köy yoluna doğru adım adım ilerliyoruz.


Köy yoluna yukarıdan ulaşıyoruz. Aşağıya doğru "U" dönüşü
yapmadan dümdüz yürümeye devam ediyoruz.
Aksi takdirde geldiğimiz noktaya, yani Belevi'ne geri ineriz.


"U" dönüşüne engel olmak için yolun kenarına konmuş yol tabelası.


Bir süre daha yoldan düz yürüdükten sonra köy yolundan
çok kısa bir süre yürüyoruz ve sağa patikalara giriyor,
tırmanmaya başlıyoruz.  


Yoldan patikaya giriş.
İşaret yok. Bu kısımda dikkatli olmak gerekiyor.


Az önce "U" dönüşünün olduğu yer aşağıda kalıyor.
Hatta yol kenarındaki işaret de görülebiliyor.
Çıkış anlaşılacağı üzere dik.


Sert çıkış sırasında kısa bir mola daha.
Ekibin karnı acıktığından çıkışı tamamlamamızın
ardından yemek molasını vermeye karar veriyoruz.
Biz yürürken yemek yemeği, hatta su içmeyi unuttuğumuz
için biz de hatırlamış oluyoruz.


Mola sonrası çok kısa bir süre sonra yeniden yola çıkıyor,
yolun sola 90 derece döndüğü noktada biz yeniden sağa
patikalara giriyoruz. Şirince'ye doğru son tırmanışı tamamlıyoruz.


Bu son çıkış anlaşılacağı üzere oldukça dik. Ama çok uzun sürmüyor.


Yemek molası sonrasında inişimiz başlıyor. Cem fotoğraf molasında.


Zaman zaman girdiğimiz zeytinliklerden biri


Orman yolundan inişe devam ediyoruz.
İstanbul'dan İzmir'e gelince buraların sonbaharı yaşadığına
görsel olarak alışmak zor olmuyor değil.


Orman yolundan inişe devam ediyoruz. Şirince'ye yaklaşık 5-6 km. kaldı.


Güneş kendini gösterince sonbaharın renklerini izlemeye, fotoğraflamaya doyum olmuyor.


Sağ tarafta denizi görüyoruz. Selçuk sahilleri.


Sağımızdaki vadi içerisinde zeytinlikler ve çiftlikler gözümüze çarpıyor.


Bir çiftliğin yanından geçerken yolu takip etmeyi bırakarak
sağa giriyoruz ve patikalardan yeniden aşağıdaki başka bir köy
yoluna ulaşıyoruz. Bu yol ayrımı da önemli.
Aksi takdirde işaretler kaçırılmış olur ve Şirince'ye yol çok uzar 


Dikkat gerektiren bir iniş.


Yukarıdaki tepeden dikkatli bir iniş ile yeniden yola bağlanıyoruz.


Artık Şirince ileride solda görülebiliyor.


Mandalina molasının ardından zeytinliklerin içerisinden inişimizi tamamlıyoruz.


Şirince'ye ulaşıyoruz. Tabeladaki toplam 15 km. yanlış. Doğrusu 17 km. olmalı.


Adım adım Şirince'ye giriyoruz.


Arkada kalan grubu bekliyoruz. Öncü grup konaklayacağımız Kayserkaya'ya doğru gidiyorlar.


Şirince.


İzmir grubu ve Manisa'dan gelen Reha ve Yaman ile vedalaşma zamanı.
Yaman'ın doğa hevesi, babası Reha'nın na verdiği destek hepimize örnek olmalı. 

Hava kararmadığından Şirince içerisinde geçirecek zamanımız kalıyor bir grup konaklayacağımız Kayserkaya Evleri’ne doğru giderken diğer bir grup Şirince’de zaman geçirmeyi tercih ediyor. Serbest zaman.

İzmir’den gelen grup ve Manisa’dan gelen Reha ve oğlu Yaman ile vedalaşıp Şirince’de biraz daha zaman geçirdikten sonra tüm ekip akşam Kayserkaya’da toplanıyor.

Çadırlar kurulmuş, şömine başıo sohbetler başlamış bile. Herkesin keyfi yerinde. “Keyfi yerinde” derken sadece yüz ifadelerinden değil, mümkün olduğunca herkese tek tek fikir ve görüşlerini sorup öğrenmeye çalıştık.


İzmir grubu ile veda zamanı. Daha kalabalıklar. Bu sadece kadraja giren bölümü.


Manisa grubu. Reha ve oğlu Yaman.


Şirince'de bir süre zaman geçirdikten sonra son grup olarak biz de
Kayserkaya'ya doğru yola çıkıyoruz. Kamplı konaklayacağımız için
Şirince'de kampa en uygun yerlerden biri Kayserkaya. Nesin Matematik Köyü'nün yanında. 


Akşam yemeği sırasında. Altuğ kimbilir neler anlatıyor?


Kayserkaya'da şömine başında yemekteyiz.


Balkon grubunun da keyfi yerinde...

Sorunsuz olmaması güzel oldu. Bir göz salonda tüm grubu bir arada yemek yerken görebilmek çok güzel. Akşam çadıra girdiğimizde birbirimize “vay be ne güzel. Bu kadar insanları biraraya getirebildik. Aferin bize.” diyoruz.

Yemek sonrası sohbetlerin ardından sabah kalk borusunu sabah karanlığında saat 07:00’de çalmak üzere herkes uykuya çekiliyor.


İKİNCİ GÜN - 04 ARALIK 2016 Pazar

ŞİRİNCE-ÇAMLIK-MERYEM ANA-EFES - 27 km.
(Şirince-Çamlık 13 km., Çamlık-Meryem Ana 9 km., Meryem Ana-Efes 5 km.)
Başlangıç: 09:00
Bitiş: 17:30

Şirince-Çamlık-Meryem Ana-Efes Wikiloc LINK

Tahminimizden çok daha sıcak bir gece geçirdik. +5, +10 derece tulumlarda bile üşümüyoruz. Yine de uykuda soğuğa karşı hazırlıklıydık. Termal içlikler, çoraplar üzerimizde. Yola çıkmadan birkaç kez uyarmıştık. Burada tüm katılımcıların uyarımızı dikkate alıp hazırlıklı gelmiş olması bizi çok memnun ediyor.

Yağmursuz bir gecenin ardından sabah 06:00 çadırımızın üzerine düşen hafif yağmurun sesi ile uyanıyoruz. Hava durumu Pazar gününü güneşli göstermesine rağmen tüm gün bu şekilde yağarsa yürüyüş boyunca canımız sıkılabilirdi. Saat 07:00’de yağmur hafifliyor ve bir süre sonra da diniyor.

Saat 07:00’de herkes hareketlenmeye başlıyor ve hazırlananlar salonda yanan sobanın başında sabah kahvaltımızı yapmak üzere içeriye geçiyor.

Aracımız burada bizi beklediği için çanta ve çadırlarımızı yeniden araca yüklüyor, günübirlik yürüyüş modunda hazırlıklarımızı tamamlıyoruz.

Bu arada unutmadan bu güzel ekibe uyumlu bir şoför arkadaş da yakışırdı. Varol Bey’e çok teşekkür ediyoruz. Gece boyunca bizimle birlikteydi sağolsun.

Bugün bize yine Likya Yolu grubundan tanıdığımız Zeynep ve eşi Ozan eşlik edecekler. Sabah onlar da Kayserkaya’ya ulaşıyorlar ve bir saatlik bir rötar ile saat 09:00’da yürümeye başlıyoruz. Olur böyle şeyler. Ekibi her zaman sıkmamak lazım. Saat 08:00 hareketi içerisinde zaten rötarı planlamıştık.


Daha hazır değiliz bizi bekleyin!!!

Bak bu güzel oldu. Mehmet ve Altuğ'un Şirince hatırası. İnsanlar güzel olunca biz de böylesine mutlu oluyoruz.

Kayserkaya Camping'den yola çıkıyoruz. Başlangıç hatırası.


Nesin Matematik Köyü'nün yanından geçiyoruz.


Şirince girişindeki yol tabelaları. Yönümüz Çamlık.

Şirince’nin çarşısı içerisinden geçerek sırtlarına doğru tırmanışımız başlıyor. Patikalar kolay olsa da dün ve bugün sert çıkış ve inişler yaptık. Hani çok da düz yollarda yürümedik.

Şirince’yi tepeden gördüğümüz çok güzel bir manzarada çam ormanı içerisine giriyor, 200 metreden başlayan çıkışımız 700 metre seviyelerinde saat 11:00’de son buluyor.

Çıkışımız sırasında konuşmaya dalıp işaretleri kaçırdığımız da oluyor tabii. Çok değil. 100 metre kadar en fazla. Biz yolun başında demiştik beraber kaybolup beraber keşfedeceğiz diye.

Sert çıkışımızın ardından inişe başladıktan sonra hem grubu toparlamak hem de nabızlarımızı normale döndürebilmek için molayı hak ediyoruz.


Şirince çarşısı içersinide bulunan yol tabelası.
Bu tabelayı aramaktansa Kuleli Konak'ı (Nişanyan Oteli) da sorabilirsiniz.
Şirince çıkışında, en tepede son otel ve yerleşim. Bölgenin de en bilinen oteli zaten.


Şirince'nin üst mahallerlerine doğru çıkıyoruz.


Şirince evleri.


Hem tırmanıyor hem de Şirince sokaklarını gezmiş oluyoruz adım adım 


Şirince'nin taş döşeli sokakları.


Tırmandıkça Şirince aşağıda kalmaya başlıyor.


Su takviyesi yapılabilecek bu çeşmeden yukarıya doğru Nişanyan Otel'e doğru çıkıyoruz.


Kuleli Konak (Nişanyan Oteli) önünden geçerek patikalara giriyoruz.


Şirince aşağıda kaldı. Dün aştığımız tepeler karşıda görülüyor.


Patikalardan adım adım çıkıyoruz. Bugünün başlangıcı tepe çıkışı.


Zaman zaman düz hale gelen çayırlardan geçiyoruz. Çıkışa devam.


Patikalar bizi orman yoluna çıkartıyor.


Orman yolu keyfimiz uzun sürmeden bu çam ormanı içerisinden yeniden patikalara giriyoruz. Mola zamanı.


Şirince'den dik çıkış sonrası molayı hakettik.


Bizim grubun demirbeşı Rabia. O da artık hep bizimle.


Çam ağaçları arasından dar patikalardan keyifle ilerliyoruz.
İndiğimize bakmayın.
Daha yolun başında 200 metreden 700 metreye çıkıyoruz. 


Bu kısımlarda işaret biraz sorunlu GPS kullanıyor olmak çok işimize yarıyor.
Her zaman belirttiğimiz üzere her yol Likya gibi değil.
Doğanın kalbinde trekking yapacaksak bir GPS ve haritalı rota bilgisi ilkyardım kadar önemli.


Çıkış sonrası ayaküstü nabız düşürme molası. 700 metreye ulaştık.
Ekip ısınmış durumda dünkü yorgunluk yok.
En acısı da tam ısınmışken dönüş yoluna geçmek.

Parkurun ilk 5 km.si çıkış şeklinde. Kalan 7 km.lik kısımın çok büyük bir bölümü orman yolundan Çamlık’a iniş.

Molanın ardından inişimizi saat tam 13:00’de Çamlık’ta bitiriyoruz.

Çamlık’ta tren müzesinin girişindeki kasap ve kahvenin bulunduğu yerde molamızı veriyoruz. Burada öğle yemeğimizi yiyeceğiz. Herkes yanındakileri yemektense kasaptan yarım ekmek köfte sipariş ediyor.

Bugün Şirince’den başlayan ikinci gün yürüyüşüne diz ve muhtelif ağrılar sebebiyle katılamayan arkadaşlar oldu. Hatta Çamlık’a kadar yorulan, önümüzdeki Meryem Ana çıkışında ekibi yavaşlatmak istemeyenler de Çamlık’ta yürüyüşü bırakıp minibüse geçiyor. Öncesinde tren müzesini geziyorlar tabii. Çamlık'ta tren müzesi görülmesi iyi olur.

İşte bu tür kararları verebilmek çok güzel. Kişinin kendisini tanıması, ekibi düşünerek yavaşlatmaması çok nazik bir düşünce. Zorlamanın veya kendine “bir şekilde yürürüm” diyerek eziyet etmenin bir gereği yok. Burada herkese çok teşekkür ediyoruz. Devam etseler yürünmez miydi? Tabii ki yürünürdü ama hedeflenen saatte yürüyüş tamamlanamaz, akşam karanlığına kalma riskimiz olabilirdi.


Tepe noktada (700 m.) yol tabelası hatırası.


Tepeden Çamlık'a inişimiz başlıyor.


Tepede esen soğuk rüzgardan kurtulmak için inişe başladıktan
yaklaaşık 1 km. sonra bir mola veriyoruz.
Kalabalık bir grup olmamıza rağmen tempomuz gayet iyi.
Az mola veriyor, iyi tempoda yürüyoruz.


Orman yolundan inmeye devam ediyor, yol boyunca ilk çeşmeyi görüyoruz.


Orman yolundan inişe devam. Fotoğrftaki bir böcek ilacı. Buraya uğrayan böceklerin son durağı.


Yoldan inişimiz son buluyor. Fotoğrafta ağaç kesimi olan yola girerek
görünen tepeyi çıkıp ardından inişe kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Aslında her iki yol da 2 km. sonra kesişiyor. Bu ayrımın kaçırılması çok kritik değil.


İniş sonrası kısa bir çıkış.


Çamlık'a inmeden bir fotoğraf molası.


Ekibin temposu iyi. Daha nicelerinde görüşebilmeyi diliyoruz...


Orman yolundan köy yoluna doğru iniyoruz.


Yola ulaşıyor, sola saparak ilerideki yol tabelasına ulaşıyoruz.


Grubun Bursa'lı katılımcısı Orhan.
2010'da Likya Yolu'na ilk onların yol yazılarını okuyarak başlamıştık.


Ekibin İzmir'li katılımcıları.
Facebook güzel arkadaşlıklar ortaya çıkartıyor.
Ozan ve eşi Zeynep. Kendilerine bizimle yürümek için buralara
kadar geldikleri için çok teşekkür ediyoruz. 


Çamlık'a doğu son iniş. Burada muhtemelen bu sene yangın çıkmış.
Tamamen yanmamış ama yamacın çorak kaldığını söyleyebiliriz.


Çamlık'a çıkartma yapar gibi iniyoruz.


Yangından etkilenmiş bir zeytin ağacı.
Yangından kurtulmuş ama yaprakları kavrulmuş.


Yangının etkileri aşağıdan tepeye bakınca da görülebiliyor.
Sol taraf yanmış, sağ tarafa sıçramadan müdahele edilmiş.


Çamlık girişi. ileride otobüsün olduğu yerdemn içeri girdikten 50 metre
sonra tren müzesi bulunuyor. Bu yol aynı zamanda İzmir-Aydın Karayolu.


Çamlık'ta yol tabelası. Tüm rakamların üzerine yaklaşık +1.5, +2 eklenmeli.


Bursa'dan yol dostumuz Bülent. O da bizi Likya Yolu'na başlatanlardan. 
Onların yazıları olmasa Likya Yolu'na 25 kg. çanta yerine 35 kg. ile başlardık...


Yol tabelasının karşısında bulunan kasapta öğle yemeği.
Herkes kendi yemeğini yiyecekti ama köfte ekmeği görünce dayanamadık.


Meryem Ana'ya yürüyecek ekip saat 14:00'de yola çıkmaya hazırlanıyor.
Çamlık'tayız. Herkes halinden memnun.


Yemek yiyenler, yemek yemeyenler grubu. Bizim kutuplaşmamız anca bu kadar olur..


Cem d,z ağrısından dolayı yola bizimle devam edemedi.
Hem sakatlık yaşamaması hem de bizleri yavaşlatmamak için dinlenmeyi tercih etti sağolsun.

Saat 14:00'te 11 kişilik bir grup olarak Meryem Ana’ya doğru çıkışımız başlıyor. Genellikle zeytinliklerin arasından, hatta zaman zaman çok dik çıkışlarla 500 metre seviyelerine çıkıyoruz. Çıkışımızın ardından Çamlık’ı tepeden gören harika bir manzarada fotoğraf molası veriyor, inişimizin ardından bol dikenli dar bir patikadan Meryem Ana Kilisesi’ne saat 16:00’da ulaşıyoruz.

Ekibin performansı çok iyiydi yaklaşık 8 km.yi genellikle sert bir çıkışla 2 saatte grup olarak tamamlamak çok da kolay değil. Özetle, tren gibi seri bir tempo ile yürüdük.

Meryem Ana’nın o dingin ve sakin ortamı oldukça etkileyici. Değişik bir ruhu var. Yaz mevsimi kalabalığı yok ama farklı birşeyler var burada. Hani bu yazdıklarımızın inanç veya dinlerle ilgisi yok.

Tren müzesinin karşısındaki tabelayı görüyor, Meryem Ana'ya doğru yürümeye başlıyoruz.


Tabeladaki rakamlara +1.5 ekleyebiliriz.


Başlangıçta İzmir-Aydın yoluna paralel yürüyoruz.


Boğürtlen molası.


Bazı kısımlarda tabelalar özensiz dikildiği için işaret ettiği yön kafa karıştırıyor.
Burada yoldan devam etmeyip sağa patikaya girmemiz gerekiyor.
Mehmet karışıklığı önlemek için tabelayı düzeltiyor.
Ekip görüleceği üzere geri dönüyor. GPS kullanıyor olmak bir kez daha önemli.


Patikalardan yürümeye başlıyoruz.


Öncü kuvvetler Mehmet ve Erkal Abi.


Hem yürüyoruz hem de kocayemiş (dağ çileği, davulga)
yemeyi ihmal etmiyoruz.


Patikalrdan bir açıklığa ulaşıyoruz.
Ardından hemen karşıdaki dik yamaca çıkacağız.


Yeni sürülmüş dik yamaca doğru çıkıyoruz. Toprak yumuşak olduğundan çıkış yorucu oluyor.


Çıkış sonrası yola çıkıyor, yolun karşısındaki tabeladan yeniden patikalara giriyoruz.


Yol kenarı hatırası.


Yolun karşısından zeytinliklere doğru çıkan patikalara giriyoruz.


Dik kayalık çıkışları yapıyoruz.


Kısa sürede aşağıda görünen zeytinlikten buraya kadar dik bir çıkış yaptık.


yol boyunca işaretlemeler gayet net bve belirgin. Dikkat edilirse kaybolmak kolay değil.


Özer ile Altuğ grubun arka noktası. 


dik çıkışın ardından parkurun en yüksek noktasına ulaşmak üzereyiz.
Yaklaşık 520 metre seviyeleri. Çamlık 250 metre seviyesindeydi..


Geniş bir açıklıkta ayak burkulması yaşamadan dikkatle yürüyoruz.


Rüzgar türbinlerine çıkan yolu keserek yeniden patikalara giriyoruz.


Çamlık yönüne doğru harika bir manzara karşımıza çıkıyor.


Tepenin yamacında, belirgin bir patikadan yürümeye devam ediyoruz.


Anlaşılacağı üzere hemen arkamız derin bir uçurum. harika bir manzara var.


Bu da bizim yol hatıramız.
Daha 1 saat önce yanından geçtiğimiz İzmir-Aydın yolu çok aşağıda kalmış.


Bu güzel yamaç yürüyüşünden sonra aşağıdaki orman yoluna doğru iniyoruz.
Bu geçiş ile tepeden bir başka tepeye geçmiş oluyoruz.


Kısa bir orman yolu yürüyüşünün ardından yeniden patikalara gireceğiz.


Patikalara girerek Meryem Ana Kilisesi'ne doğru son bölümü de aşıyoruz.


Yaklaşık 1 km. kadar patikadan yürüdükten sonra orman yoluna ulaşıyoruz.


Meryem Ana Kilisesi karşımıza çıkıyor.


İşaret düzeltme çalışmaları sakın gösterdiği yöne aldanıp arkadaki vadiye girmeyin!!!


Meryem Ana Kilisesi'ne ulaşıyoruz.


Kilisede çaputlar. Neler var neler.
En aklımızda kalanı da "Allahım sen mevzuyu biliyorsun" oluyor.
Binlerce çaputun içerisinde her gelenin onu görmesi de ayrı bir konu. 

Fazla zaman kaybetmeden saat 16:30’da yola çıkıyor, Asfalttan yaptığımız 5 km.lik Efes inişimizi Meryem Ana heykeli önünde bizi kırmızı halılar ile bekleyen aracımıza ulaşarak günü 27 km. ile tamamlamış oluyoruz.

İlk gün 17 ikinci gün yol yorgunluğunun atılması ile açılan nefesler ile 27 km. yürüyüş. İki günde toplamda, kalabalık bir grup ile 44 km. Hiç fena değil...


Meryem Ana'dan yola çıkıyoruz.


İniş maalesef asfalt.


Zaman zaman refüjlerin arkadından yol kenarından iniyoruz.


Efes Antik Şehir sınırları içerisine giriyoruz. Solda üstte şehir duvarları gözümüze çarpıyor.


Efes'e doğru son adımlar.


İşte minibüse ulaşıyoruz.


İki gün sonunda 44 km. yürüyen ekibin kırmızı halılar ile kaşılanması.


Her yerde böyle karşılanmayabilirsiniz. Taklitlerinden sakının!!!

Halıdan geçmek için inanılmaz bir rekabet var!!

Yol sonu hatırası. Kadraja girmeyen yol arkadaşlarımız da var.
Bu fotoğrafa baktıkça başında çektirdiğimizden daha mutlu olduğumuzu düşünüyorum.


Facebook'tan canlı yayın sonrası.
Altuğ hızını alamamış, hazır kamerayı bulmuş yayına devam ediyor.
Konuş babam konuş.


Böylelikle tüm iki gün telefon, fotoğraf makinesi ve GPS'e
kaydedilerek kazasız, kavgasız tamamlanmış oluyor.

Zaman kaybetmeden akşam yola çıkıyoruz. Herkes mutlu, buluşmadan önceki o çekingenliği atlatmış, iki günlük bu birlikteliğin bitmemesini istermişcesine araçta birbiri ile şakalaşıyor. Kimselerde yorgunluk belirtisi görülmüyor. Sanki bir haftalık bir yürüyüşten döner gibiyiz. Bunun  benzerini Mayıs ayında yaptığımız buluşmada da yaşamıştık.


Bizim gönüllülük çerçevesinde yaptığımız bu buluşma yine gönüllülük ile katılmış bu güzel grubun yardım ve destekleri ile sorunsuz sonuçlandı. Hani konuyu kısa kesmek için yorum yapmadan grupta TEK kişinin bile sorun, program dışı bir talep ile gelmediğini mutlaka belirtmemiz gerekiyor.

Mehmet ve Altuğ olarak şunu bir kez daha anladık ki, her beraber yaratmış olduğumuz bu etkileşim ile daha yapabileceğimiz çok etkinlik ve yürüyüş var. Bir birşey keşfetmedik, dostluk ve arkadaşlık orada duruyordu zaten. Sadece önayak olduk.

Daha nice yürüyüşler bizleri bekliyor. Yürüdükçe büyüyoruz.

Efes Mimas Yolu mu? En azından yürüdüğümüz parkur boyunca bir iki yer dışında hiç bir şekilde işaret sorunu ile karşılaşmadık. Kitabı ve işaretleri ile çok güzel hazırlanmış. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

Sevgiler...